Güler ertan portre

Merhaba, ben Güler Ertan,

Doğduğum tarihlerde Anadolu’daki ailelerin beklentileri genelde erkek çocuğuydu. Halbuki ben, aileme sürpriz olsun diye hem 1 Nisan’da hem de kız olarak Susurluk’ta dünyaya geldim. Bu nedenle olsa gerek yaşamım boyunca hep ilkleri ve sürprizleri sevdim ve halen de sevmekteyim. İlkokul eğitimimi bir öğretmenin beş farklı sınıfı bir arada okuttuğu Susurluk ilkokulunda okuduktan sonra, 1952 yıllarında ortaokul ve lise olmadığı için İstanbul’a gelerek Orta ve Lise eğitimimi bitirip 1959 yılında Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokulu Grafik bölümünün yetenek sınavını kazanarak eğitimimi tamamladım.

O dönemlerde “Grafik” kelimesi çok yeni ve yabancı bir terimdi. Pek çok kişi, bu kelimeyi Trafik ya da İstatistik kelimeleri ile karıştırıyordu. Fotoğraf, grafik bölümünün içinde ders olarak devam ederken, son iki yılda ise seçmeli derslerden biriydi. Ben fotoğrafı seçtim. 1963 yılında mezun olup, 1964’te de aynı kuruma fotoğraf asistanı olarak atandım. 1968 yılında Avusturya hükümetinin vermiş olduğu bir bursla Viyana’da renkli fotoğraf ve karanlık odada uygulanan fotografik çalışmalarıma devam ettim. O tarihlerde Türkiye’de sadece Nişantaşı’ndaki Serengil, Agfa firması ile çalışarak renkli fotoğraf basabiliyordu. Viyana’da tezimi hazırlayarak Türkiye’ye döndüğümde öğretim üyeliği sınavına girerek eğitimciliğe devam ettim.

Fotoğrafla ilk tanışmam Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksekokuluna başladığım yıl olmuştu. İlk fotoğraf dersimizde, rahmetle andığım hocam Vehbi Yazgan, fotoğraf makineleri ve ışıkla ilgili bilgileri anlattıktan sonra, tüm sınıf olarak bizleri uygulama ve araştırma yapmak için götürürken, Süleymaniye Kütüphanesi’ni çekmiş olduğum ilk fotoğraf ile başlar serüvenim.

İlk elime aldığım fotoğraf makinesi ise, eniştemin kullanmam için bana verdiği “Kodak Retina 1A”dır. Bu makinenin özelliği telemetresi, pozametresi olmadığı için, metre tahmini ve ışık koşullarına göre diyafram ve enstantane değerlerini siz kendiniz ayarlarsınız. Bahsettiğim bu fotoğraf makinesi, şu an bana bir köşe ayrılan Balıkesir Fotoğraf Müzesi’nde bulunmaktadır.

Bu fotoğraf makinesi ile çektiğim ilk “Orwo” filmimi okula getirip, kendimizin hazırladığı geliştiriciler ile banyo ettikten sonra hocam Vehbi Yazgan’ın, sınıfta arkadaşlara “Bakın size örnek olsun ilk defa fotoğraf çekiyor ve 36 karenin tümü doğru pozlandırılmış ve ışık koşullarına dikkat edilmiş.” Sözleri benim bu mesleği seçmeme neden olmuştur. Eğitimcinin öğrencisi üzerindeki etkisinin ve yönlendirmesinin önemini burada vurgulamak isterim.

Bu mesleği seçmemin nedenlerinden bir diğeri ise, “Kolayı herkes yapabilir, önemli olan zor olanı başarmaktır” cümlesinin benim kişiliğimi yansıtmasının yanısıra tüm canlıları, doğayı, rengi ve ışığı sevmemdir. Çünkü sanat, insanı insan yapan duyguların kaynağıdır. Aynı zamanda insanların duygularını sürekli arındıran, yaşamdaki çirkinlikleri yok ederek güzellikleri ortaya çıkarandır. Fotoğrafçı gözü ile baktığımda ise, her öykünün bir fotoğrafı yoktur ama her fotoğrafın bir öyküsü vardır.

Bakmak ve görmek birbirinden farklıdır Fotoğraf sanatının da ayrıcalığı bu farkındalıktır. Fotoğraf çekmeye başladığım an, fotoğraf makinem benim kafamı karıştırmayan en yakın arkadaşım ve dostumdur. Çünkü dost, iyi veya kötü gününüzde hep yanınızdadır ve çekinmeden tüm sorunlarınızı onunla paylaşabilirsiniz. Fotoğraf karesinin mesajı yoksa, içinde duygusallık ve fotoğrafçıya özgü bir kişilik taşımıyorsa, o kare “fotoğraf” olmamıştır. Tabi ki bunun yanısıraoptik bilgi, ışık, renk, estetik ve kompozisyon kuralları otomatikman sanatçıyı doğru sonuca götürmektedir.

Fotoğraf çekerken duygusallık ve azim, benim itici gücümdür. Buralara gelmek tabi ki kolay olmadı. “Kolayı herkes başarabilir, önemli olan zor olanı başarmaktır.” Çünkü zorun içinde çok emek, azim ve istikrar vardır ve zoru başarmak çok değerlidir. Örneğin bir evlat ne yaparsa yapsın, bir anne için yine çok değerlidir. Çünkü anne, çocuğunu hiç bir karşılık gözetmeksizin sever ve gücünün yettiği kadar özveride bulunur.

Aşk ve sevgi de böyle değil midir? Dönüp geçmiş yıllara baktığımda, fotoğrafla tanışalı 52 yıl olduğunu görüyorum. Mutluyum, hem de çok mutlu… Tekrar seç deseler yine eğitimciliği ve fotoğrafı seçerdim. Çünkü geride bırakacağımız, duvarlardan size gülümseyen portrelerin, kıyıda köşede sınıflarda ve kürsülerde, gizli bazı fısıltılarla size seslenmeleri olacaktır.