Yaşamda Kadın – 2007

8 Mart Dünya Kadınlar Günü, Birleşmiş Milletler tarafından 1977 yılında ilan edilmiştir.Geçmişte ilşk kez, 8 Mart 1857’de New York kentinde tekstil sektöründe çalışan yüzlerce kadın düşük ücret, uzun çalışma saatleri ve olumsuz çalışma koşullarını düzeltmek için greve gittiler.Polisin müdahalesi sonucu çıkan yangında 140 kadın işçi hayatını kaybetti.Kadın işçilerin cenaze törenine pek çok kişi katıldı.Bu olayın üzerine 8Mart’ın , “Dünya Kadınlar Günü” olaraka kabul edilmesi önerildi.Bu öneri 1977 yılının Aralık ayında Birleşmiş Milletler Genel Toplantısı’nda görüşüldü ve kadın hakları, uluslararası barış gücü   
olarak kabul edildi.Bu kabulün altında iki amaç vardı; dünya barışının korunması ve kadınlara eşit hakların verilmesi.

Türk kadınının geçmişine baktığımızda ise, toplumsal yaşamda etkinliğini her zaman koruduğunu görüyoruz. Orta Asya Türklerinde törenlerde Hakan ile Hatun beraber otururlardı ve kadın devlet yönetimiyle ilgili pek çok kararda söz hakkına sahipti.Selçuklu dönemi ise;toplumsal yaşama önem veren köklü ve kendine özgü bir medeniyettir.Odönemden günümüze kadar gelen hastane, kervansaray, ibadethane ve hamamların çoğuna kadınların isimleri verilmiştir.Örneğin;Kayser,’de Gevher Nesibe Şifahanesi,Divrik’te Turhan Melik Şifahanesi, Kütahya’da Gülümser Hatun Ilıcası,Amasya’da Yıldız Hatun Ilıcası v.s. gibi.Osmanlı döneminde de Türk kadını gerek yurt savunmasında gerkese hayır işlerinde etkili olmuştur.Örneğin;1877-78 yıllarındaki Osmanlı Rus Savaşı’nda Kara Fatma ,Gülizar Onbaşı ve Hürmüz Hatun gibi isimler Anadolu’ya yönelik saldırılarda Türk erkeği ile beraberce yurdu korumak için savaşmışlardır.İstiklal Savaşın’nda da Türk kadınının rolü büyüktür.Atatürk milli mücadelede de Türk kadınını büyük bir güç olark görmüştür.

19919 yılının başlarında kurulan,Çağdaş Kadınlar Cemiyeti ilk mitinglerini Fatih Meydanı’nda  yapmışlardır ve bunu Üsküdar,Kadıköy,Sultanahmet mitingleri takip etmiştir.13 Ocak 1920 yılında yapılan İkinci Sultanahmet mitinginde Halide Edip Adıvar ve üniversite öğrencileri olan Nacie Sebahat ve Münevver Hanım ile şair Emin Yurdakul gibi ünlü kişliler de konuşma yapmışlardır.Mitingde konuşan okul müdürü Naciye Hanım “Ben buraya kadın dünyasının yeminini tekrar için geldim”demiştir.Kadınların düzenlediği bu mitingleri anadoluya da yayıldığını, Halide Edip Adıvar hanımın da milli mücadelenin bi r onbaşısı olarak, anadoluda kadın haklarını koruduğunu görmekteyiz

Atatürk, 1923 yılının başında İzmir ve Konya ‘da kadını tanımlarken, “Dünyadaki hiçbir milletin kadını anadolu kadınından üstün olamaz” ve “Dünyada görülen herşey kadının eseridir”demiştir.Türk kadını kendine tanınana bu haklardan dolayı dünyanın en büyük gururunu yaşamakatadır.

Bu serginin anlatımında eteken olan faktörlere şöyle bir baktığımda;

  1. - Kadının tarihsel macerası,
  2. - Toplumsal yaşamdaki geleneksel baskıların etkileri (Sosyo-psikolojik),
  3. - Demokratik yapı için varoluşu ve savaşı,
  4. - Toplumsal sorumluluğu,
  5. - Bireysel yaşamı ve yaşam bilimi gibi satır başlarını görsel olarak sunarak, serginin yorumunu sizlere bırakıyorum.

Sanat, sıradan bir işin sunumu aşamasında izlenen fark veya farklılıklardan oluşur.Fotoğraf sanatının da bu bağlamda ele alırsak, sıradan ve sıradışı çabalrın bol olduğu bir seri eylemle karşılaşırız.Fotoğraf teknolojisindeki teknik gelişmelerin yeni olanaklarını kullanarak, bu konuda ürün veren sanatçıların eserlerinde algıladığımız ilk öne çıkan şey fotografik anlatımdır.Buna kişisel anlatımdaki, farklı betimleme veya farklı sunum da diyebiliriz.Ben bu dili dünya kadınlarının portrelerindeki gizemli bakışlarında aradım.

Bu sergimi “2010 yılı Avrupa Kültür Başkenti”seçilen İstanbul’a hazırlık projesi olrak,Haliç Üniversitesi 10.yıl “Haliç Anısına Geçmişten Geleceğe” kutlama programaı içinde İstanbul’a armağan ediyorum.Sergimin oluşmasında hiçbir fedakarlıktan kaçınmayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na, Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanı Ahmet Çınar’a ve Kültürel Porjeler Uzmanı Ayşe Çelikbaş Aykut’a ve Marmara Üniversitesi GSF Fotoğraf Bölümü Araştırma Görevlisi Mustafa Bilge Satkın’a teşekkürü borç bilirim.

Prof. Güler Ertan

geri dön